uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2011 Perşembe

UZAY ÇÖPLERİ.....

Japon balık ağı üreticisinin 1 milimetre kalınlığındaki metalden yapacağı ağ bir uyduya takılıp uzaydaki çöpler toplanacak.


15 Ocak 2011 Cumartesi

X UYDULAR

Bilimciler, Samanyolu çevresini turlayan karanlık, cüce gökadaların izini sürecek yeni bir yöntem geliştirdiler.universe,space,milky way,galaxy,technology,astronomy,science
İçinde yer aldığımız Samanyolu benzeri sarmal gökadalar, uydu gökadalara sahip olmalarına karşın, bunlardan bazıları karanlık maddeden oluştuğundan görülmeleri imkansızdır. Bu tip gökadaları izleyebilmek için geliştirilen yeni yöntem, bir teknenin ardında bıraktığına benzer şekilde, gökadaların da hidrojen gazı bulutları üzerinde bıraktıkları izleri sürme esasına dayanıyor.

14 Ocak 2011 Cuma

GELECEĞE YOLCULUK

Astofizikçi Stephen Hawking 'zamanda yolculuk'la ilgili yeni bir teori öne sürdü: Işık hızının yüzde 99.9'una ulaşmak! Sonrası bir adıma kalıyor... 

Stephen Hawking  ışık hızına yakın bir hızda yani bu hızın %99.99 oranında yaklaşıp ve dünyanın çevresinde  döndürürsek geleceğe yolculuk yapılabileceğin söylüyor.Şöyle açıklayalım:


ÇELİKTEN SAĞLAM CAM ÜRETİLDİ!

İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, darbelere karşı şimdiye kadar bilinen her türlü maddeden daha dayanıklı bir cam geliştirildi.
steel,glass,matter,technology,science
İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı ve California Teknoloji Enstitüsünün yürüttüğü ortak çalışma sonunda, darbelere karşı şimdiye kadar bilinen her türlü maddeden daha dayanıklı bir cam geliştirildi.
Paladyum, fosfor, silikon, germanyum ve gümüş karışımından üretilen camın en önemli özelliği ise olağanüstü esnek oluşu. Camın strese maruz kalması durumunda esneme özelliği sayesinde büküldüğünü, ancak kırılmadığını söyleyen uzmanlar, cama dayanıklılık kazandıran maddenin özellikle karışımındaki paladyum olduğunun altını çizdi.
Uzmanlar, sert ve dayanıklı bu camın henüz deney aşamasında olduğunu, ancak yakın gelecekte tüketici elektroniği dahil birçok sektörde kullanılmasının muhtemel olduğunu da sözlerine ekledi.

3 Ocak 2011 Pazartesi

UFO TEORİLERİ...

Şu sıralar N. Geographic'te yayınlanan bir belgesel, uzun süredir aklımda olan bir başlığı açmam için teşvik edici oldu. UFO'lar ve uzaylılar ile ilgili çeşitli teoriler sıralanıyor.

İşte teorilerden bazıları:

İşgal
Uzaylılar UFO'ları işgal öncesi öncü keşif birliği olarak gönderiyor. Bunun vurgulandığı filmler. (Dünyalar Savaşı, İşaretler)

Anlaşma
Uzaylılar ile Dünya'lı önde gelenler arasında gizli bir anlaşma yapıldı. Binlerce yıl öncesinden beri sürelegelen bu anlaşmadan illümünati denen örgütün üyeleri haberdar. Yani kimsenin bilmediği bir bilgi ile aydınlanmışlar. (İllümünati aydınlanma anlamına gelir) anlaşmay yapan insan ırkı, anlaşmanın karşılığı olarak yaşamaya devam edecek, uzayllar Dünya'ya sahip olacak. The X-Files dizisi ve filminde bu vurgulanıyor.

Aramızdalar
Uzaylılar aslında aramızda yaşıyorlar, genetik olarak sayısız deney yaptılar ve insan ırkının içine karışmayı başardılar.

Düşünce kontrolü
Uzaylılar, bazı insanların vücutlarına mikro boyutlarda cisimler yerleştirirek zihinsel kontrol sağlıyor. Bu cisimler bünyede herhangi bir tepkiye yol açmayan bir maddeden yapılmış basit metallar oluyor.

Küresel Isınma
Küresel ısınmanın artışına yardımcı olan güçler arasında uzaylılar da var. Süreci hızlandırarak Dünya'yı yaşanmaz hale getirip, kendileri için elverişli bir ortam yaratıyorlar. (The Arrival filminde vurgulanmıştı)

Doğal süreci etkilememe
Uzaylılar, bizim hayvanları izleyip incelediğimiz gibi onlar da bizi inceliyorlar. Aslında onlar son derece dost canlısı ve evrenin kurallarına sadıklar. Dünya'ya geliş amaçları tamamen bilimsel. Ve kendilerini göstermeme sebebi ise doğal sürece etki etmemek. Bizim, hayvan belgesellerinde aslan ceylan kapışlarına müdehale etmememiz gibi. Yani yüksek bir şuur durumu söz konusu.

Bundan çok daha fazla teori söz konusu tabi, aklıma gelenleri sıraladım.

17 Aralık 2010 Cuma

HUUBLE UZAY TELESKOBU


Hubblecast 16: Galaxies gone wild!
Yükleyen spacetelescope_org. - Diğer bilim videolarına göz at.

ŞU ANDA YÖRÜNGEDE

Geçtiğimiz günlerde onarılan Rus uzay gemisi Soyuz TMA-20'nin beklenen fırlatılışı gerçekleşti.
NASA'nın Uzay Mekiği programını sonlandıracağı 2011 yılı itibariyle Uluslararası Uzay İstasyonu'nun Dünya ile tek bağlantısı haline gelecek olan Ruz Soyuz TMA-20 uzay aracı, Ekim ayında meydana gelen arızanın ardından bakıma alınmıştı. Gördüğü onarımın ardından Baykonur Uzay Üssü'ne getirilen aracın fırlatılışı başarıyla gerçekleştirildi.
Soyuz TMA-20 uzay aracı, taşımakta olduğu 27. görev ekibi Dmitry Kondratyev, Catherine Coleman ve Paolo Nespoli'yi Mayıs ayına kadar yeni evleri olacak Uluslararası Uzay İstasyonu'na bırakacak. 9 Ekim tarihinden bu yana istasyonda bulunan 26. görev mürettebatı Scott Kelly, Alexander Kaleri ve Oleg Skripochka ise Mart ayında Soyuz TMA-01 tarafından yeryüzüne getirilecek.
Dünya yörüngesinde bulunan Soyuz TMA-20'nin cuma günü öğleden sonra uzay istasyonunun Rassvet araştırma modülüyle kenetlenmesi planlanıyor.

11 Aralık 2010 Cumartesi

ELMAS GEZEGEN KEŞFEDİLDİ!

ilim insanları, Güneş Sistemi’nden 1,200 ışık yılı uzaklıkta yeni bir yıldız keşfetti.

Bugüne dek eşine rastlanmayan jeolojik özelliklere sahip olan gezegenin, gök bilimcileri heyecanladıran çok farklı bir yönü var. Gezegenin elmastan olduğu tahmin ediliyor.

Jüpiter’in yaklaşık 1,5 katı olan WASP-12b adı verilen gezegen, çok sıcak bir atmosfere ve yüksek gaz yoğunluğuna sahip. Bu özellikleri, dev gezegenin yaşama olanak vermesini engelliyor. Ancak bilim insanları, karbon yoğunluğu çok zengin olan WASP-12b'nin “elmas örtüsüyle” kaplı olma ihtimalinin bulunduğunu belirtiyor.

Gökbilimciler, her ne kadar yaşamaya olanak vermese de, yüzeyinde Dünya’daki kum taneciği kadar fazla elmas bulunan gezegenler olabileceğini düşünüyor.

WASP-12b’nin sahip olduğu ilginç atmosferik özellikler, gökbilimcilere karbon zengini yeni tür gezegenler hakkında ışık tutuyor. WASP-12b’nin etrafında, büyüklüğüDünya kadar olan kayalık ve karbon yoğunluğu yüksek diğer gezegenlerin bulunduğu da düşünülüyor.

Bu şekilde, bu karbon zengini gezegenlerin sahip olduğu kayalık yüzeylerin elmas veya grafitle kaplı olabileceğini belirtiliyor.

Ayrıca, bu gezegenlerde Dünya’da bulunanlardan farklı olarak karbon yoğunluğu yüksek ortamlarda yaşayabilen yaşam türleri olabileceği de değerlendirilen ihtimaller arasında.

HAYALİ GEZEGEN

Jüpiter’in 1.4 katı büyüklüğünde olan WASP-12b’nin yüzeyinde sıcaklık 2 bin 200 derece. Bu özelliği, onu Güneş Sistemi dışında bugüne dek keşfedilen en sıcak yıldızlardan biri yapıyor.

Princeton Üniversitesi’nden Dr. Nikku Madhusudhan, NASA’nın (Ulusal Havacılık ve Uzay Kurumu) Spitzer Uzay Teleskopu’nu kullanarak WASP-12b’nin atmosferini analiz etti.

Analiz sonucunda, gezegenin atmosferinde yoğun miktarda metan ve karbon monoksit ve çok az miktarda su bulunduğunu ortaya koydu.

Bu durum, gezegende oksijene oranla çok yüksek karbon bulunduğunu doğruladı.

Madhusudhan, karbon zengini gezegenlerin yapıları hakkında daha fazla araştırma yapılacağını belirtirken, Arizona Üniversitesi’nden Dr. Adam Showman, “Karbon zengini gezegenlerin neye benzediğini hayal etmek bile çok heyecan verici” ifadesini kullandı.

9 Aralık 2010 Perşembe

KÖTÜ HABER....

Japonya tarafından yakın komşumuz Venüs hakkında önemli veriler toplaması için gönderilen Akatsuki sondası görevini başaramadı.
Japon Uzay Araştırma Ajansından yapılan açıklamada, iki yıllık bir görevle gezegene gönderilen sondanın Güneş'in çekim kuvveti etkisine girdiğinin düşünüldüğü açıklandı. Sondanın motorlarının uygun pozisyona gelecek kadar ateşlenmemesi nedeniyle yörüngeye oturamadığını kaydeden yetkililer, "Ancak sonda çalışıyor gibi görünüyor. Bundan 6 yıl sonra tekrar Venüs'ün yakınından geçerken yörüngeye oturtulması tekrar denenebilir" şeklinde konuştu.
1970'lerde Dünya'nın yörüngesine ilk uydu yerleştiren Asya ülkesi olan ve güvenilirliği yüksek H-2 roketlerini geliştiren, ancak hiçbir zaman insanlı uzay uçuşları girişiminde bulunmayan Japonya, Venüs'un volkanik faaliyetini incelemek, kalın bulut tabakası ve ikliminden veriler sağlamak, ayrıca gezegene yıldırım düşüp düşmediğini anlamak üzere tasarlanan Akatsuki'yi 20 Mayıs tarihinde fırlatmıştı.
Görevini yerine getirmek üzere kızılötesi kameralar ve diğer cihazlarla donatılan 300 milyon dolar değerindeki sondanın, bugün azami 300 kilometre yaklaşacağı Venüs'ün etrafında elips bir yörüngeye oturması bekleniyordu. NASA 1978'de, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ise 2006'da Venüs'e birer sonda göndermişti.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Uzaydaki Güneş Patlamaları

Güneşin etkinlğinin günden güne artması nedeniyle nasa güneş patlamalarını yakından incelemek için uzaya şubat ayında SDO adlı uzay aracını fırlattı. Yanda gördüğünüz bu muhtem fotoğraf ay,güneş,ile uzay aracı arasında geçerken ve kısmi bi güneş tutulması yaşanırken görüntülenmiş .Sıcaklığı 20 milyon dereceye varan güneş patlamaları görüntülendiği bu kareleri almak için aracın dış yüzeyi özel maddelerle kaplanmış.Şu an bu uzay aracı Dünya'nın 35 bin 500 km dışında bulunuyor.
6.5 metre genişliğinde günş panellerine sahip olan araç bu paneller sayesinde 1450 watt güç üretiyor.


17 Eylül 2010 Cuma

ZAMANINDA ÇIKAN BİLİM ADAMI

Christiaan Huygens'in babası Hollandlı bir diplomatı ve oğluna kendisi gibi bir diplomat olması için iyi bir eğitim olanağı sağladı,ancak Huygens bir bilim adamı oldu.Huygens ,sarkaçlı saati icat etmenin yanı sıra ışığın dalga  kuramını geliştirmeye başladı  ve Satürn halkalarının yapısını keşfettiği 1649-1665 yılları arasında babası tarafından desteklenmiştir

19 Ağustos 2010 Perşembe

DÜNYA DÖNMESEYDİ ......?




Gezegenimizin kendi etrafında dönmekten vazgeçeceğine ilişkin bir işaret, en azından izleyen birkaç milyar yıl için, görünmüyor. Ancak coğrafi yazılımlar üreten ESRI firması çalışanlarından Witold Fraczek, bu varsayımdan yola çıkarak bir modelleme yaptı.


Dünya’nın kendi ekseni etrafından dönerken yaratılan merkezkaç kuvveti, yeryüzündeki suyun yani okyanus ve denizlerin yeryüzündeki dağılımını doğrudan belirliyor. Ekvator hattı üzerinde saatte 1,667 km olan dönüş hızı, merkezkaç kuvvetiyle suların önemli bir bölümünü ekvatora doğru itiyor.
Bu merkezkaç kuvveti olmasaydı, yani Dünya kendi ekseni etrafından dönmeseydi, bu suların büyük bölümü kuzey ve güney kutuplarında birikecekti. Bu da, aşağıdaki haritada görüldüğü gibi, gezegenin ortasında tek parça halinde geniş bir kara şeridinin oluşmasına neden olacaktı. 



Kutuplara doğru suyun seviyesinin artması sonucu Rusya ve Kanada’nın tamamı, Avrupa’nın güney İspanya ve Sicilya civarı hariç tamamı, ABD’nin de yarısı su altında kalacaktı. Trakya, Marmara ve İstanbul’un tamamı “deniz dibi” olacak, kıyı İzmitin güneyinden başlayacaktı.

EVRENDEKİ DÜZEN RASLANTIMI?

Evrende üç yüz milyon galaksi bulunduğu zannedilmektedir. Galaksiler arasında da milyonlarca ışık yılıyla ifade edilebilen dev aralıklar, mesafeler vardır. Bir ışık yılı ise saniyede üç yüz bin km hızla giden bir ışık huzmesinin bir yılda alacağı yol de-mektir. Bu da yaklaşık dokuz katrilyon km’dir.
İlginç olan aralarında korkunç denebilecek boşluklar bulunan bu galaksiler ve galaksileri meydana getiren milyarlarca yıldızın kütle çekimleriyle birbirlerine bağlanmış olması, bu bağlantıların son derece hassaslığıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların patlamaları sonucu uzaya sav-rulan göktaşları ayrı tutulursa bütün gök cisimleri hassas denge-ler ve kurallarla birbirleriyle bağlıdır ve devamlı hareket halinde-dir. Bu dengeli ve kurallı hareketler evrenin bütünlüğünü kapsar.
Daha da ilginç olan ise süpernova patlamaları sonucu uzaya savrularak serseri mayınlar gibi başıbozuk bir halde dolaşıp du-ran, kendilerinden daha büyük gök cisimlerinin çekimlerine kapı-larak onların üzerlerine düşen, bir bakıma düzensizliği simgele-yen bu göktaşları yaşamın oluşma şartlarına çok büyük katkılar-da bulundukları gibi ileri ki zamanlarda evrenin çökmesine de neden olacaklarıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların merkezlerindeki nükleer fırınlarda oluşan ağır elementler bu yıldızların patlaması sonucu sağa sola savrulan göktaşlarıyla evrenin çeşitli bölgelerine git-mekte, buralarda dünyamız gibi sert kabuklu, yaşama uygun ge-zegenlerin oluşmasına sağlamaktadır. Bir bakıma evrendeki dü-zensizlikler bile bir düzen içerir ve yaşamın oluşma planına (ya-şamsal uygunlukların olmazsa olmazlarına) çok büyük katkılarda bulunur.
Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşlukların canlı hayatının var olabilmesi için zorunlu olup olma-dığı sorusuna verilen yanıt çok önemlidir.
Yapılan araştırmalar gök cisimleri arasındaki ilişkilerin yaşa-mı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu, çok hassas hesaplar, yapılar ve dengeler içerdiğini göstermektedir.
Bu devasa mesafeler gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler son derece kritiktir. Bu nedenle yaşamsal uygunlukların önemli bir parçasıdır.
Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar dünya gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafedir.
Ünlü biyokimya profesörü Michael Denton da, Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şöyle yazar:
-Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesa-feler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirle-rine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova ta-rafından fırlatılan maddeler o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekân olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda ger-çekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki mesafe, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Bu uzaklıklar son derece kritiktir.
Prof. George Greenstein da bu akıl almaz büyüklükle ilgili, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar:
-Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebula denilen bulutsular-da ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlem-lerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan ba-kıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzün-de çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama par-don, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan "ben" olmazdım... Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.
Greenstein kitabında bunun nedenini de açıklar. Evrendeki büyük boşluklarla bazı fiziksel değişkenler yaşamsal uygunlukla-rın şekillenmesine sağlamaktadır. Yaşamsal uygunlukların şekil-lenmesi ise yaşamın devamlılığı amacına yöneltilmiş pek çok harika sistemlerin oluşup bir araya gelme nedenidir. Ayrıca ev-rendeki katrilyonları bulan cisimler arasındaki boşluklar bu cisim-lerin birbirleriyle çarpışmalarını, evrenin bir kaos ortamına sürük-lenmesini de önler.
…………




Samanyolu galaksisin de yaklaşık iki yüz elli milyon yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir. Diğerlerinde olduğu gibi Saman-yolu galaksisindeki yıldızlar arasında da dünya ölçüleriyle ifadesi mümkün olmayan çok büyük mesafeler, aralıklar vardır.
Samanyolu galaksisinde bulunan yıldızların içinde güneşe en yakın olanı Alpha Centauridir ve güneş sisteminden sadece 4.5 ışık yılı uzaklıktadır.
Dünya bildiğimiz gibi Güneş Sistemi'nin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta küçüklükte bir yıldız olan Güneş'in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, sistemde Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir.
Güneş'in çapı dünya çapının 103 katı kadardır. Aradaki me-safe diğer ifade ile dünyanın güneş etrafındaki elips şeklindeki yörüngesiyle güneş arasındaki mesafe yüz kırk milyon kilometre ile yüz altmış milyon kilometre arasında değişir. İlginç olan ara-daki mesafe ile dünyanın ve güneşin büyüklüğünün son derece kritik olmasıdır.
Işık yılı birimine göre dünya ile güneş arasındaki mesafe (or-talama yüz elli milyon km) yedi ışık yılı/dakika olur. Bu da güneş-ten çıkan bir ışık fotonunun yedi dakika sonra dünyaya ulaştığı anlamına gelir.
Dünya ölçüleriyle dev bir boyuta sahip gibi görünen Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça küçük denilebilir. Güneşimiz galaksinin spiral kollarından birinde dışa yakın bir yerde bulunmaktadır.
Gök cisimlerinin (özellikle güneş sisteminin) evrendeki dağı-lımı ve aralarındaki boşluklar Dünya'da canlı hayatının var ola-bilmesi ve devamlılığı için zorunlu olup çok önemlidir.
Gök cisimleri arasındaki mesafeler katı kütleli gezegenlerin oluşumundan ısı değişimlerine kadar yaşamı destekleyecek bi-çimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzen-lenmiştir. Bu konuda en küçük bir kuşku yoktur.
Bunun nedeni ise bu mesafelerin gezegenlerin oluşumlarını ve yörüngelerini doğrudan etkilemesidir.
Güneş sistemindeki gezegenlerin yörüngeleri ise çok kritik değerlerdedir. En küçük bir oynama yaşamı sona erdirebilir.
Evrenin kökeni ile ilgili çeşitli araştırmalar yapan fizikçi Roger Penrose:
-Ama evrenin kesinlikle bir amacının olduğunu gösteren bir olay var ki, o da evrenin şans eseri orada durmadığıdır. Bazı insanlara göre evren sadece oradadır işte. Öylesine olmaya devam ediyor. Biz de kendimizi birdenbire bu şeyin içinde buluvermişiz. Bu bakış açısının, evreni anlamamızda çok verimli ya da yardımcı olacağını sanmıyorum. Bence evren ve onun varlığının altında bugün henüz pek sezeme-diğimiz çok daha derin bir şeyler gizli demiştir.
Bilimsel bulguların ortaya koyduğu gerçek gözlemlediğimiz evrende mevcut hassas denge ve düzenlerin muazzam bir pat-lamanın sonrasında kendi kendine ve rastlantılarla gerçekleşme-sinin kesinlikle imkânsız olduğudur. Big Bang gibi bir patlamanın ardından böyle bir düzenin meydana gelmesi, ancak doğaüstü bir yaratılış sonucunda gerçekleşebilir. Diğer ifade ile bu tersinim teorisinin öngördüğü gibi düzenli bir genişim evresinin başlangı-cıdır ve asla patlama değildir.
Düzenli sistemlerin bilinç (amaç), bilgi, güç (enerji), madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olduğu düşünülürse eğer bir olgu düzen ve sistem sahibiyse bilgi ve iradenin sonucu oldu-ğunu rahatlıkla söyleyebiliriz

11 Ağustos 2010 Çarşamba

UZAYA TAŞINMASSAK YOK OLURUZ!!!!

Ünlü astrofizikçi Hawking, insanlığın 100-200 yıl içinde yok olmanın eşiğine geleceğini, bu süre zarfında mutlaka uzayda başka yere taşınmanın yollarını bulması gerektiğini söyledi. Aksi halde, insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak! Big Think adlı bir internet sitesine konuşan Hawking, savaşların, kaynaklardaki hızlı azalmanın ve artan nüfusun insan ırkını yokolmanın eşiğine getirdiğini belirtti.



Hawking, "insanlık tüm yumurtalarını aynı sepete, yani aynı gezegene koymamalı" diyerek, yeni alternatifler aranması, bir an önce plan ve hazırlıklar için devletlerin tartışmaya başlaması gerektiğini savundu.

Stephen Hawking'in insanlığın devamı için uzayda kolonileşmeyi uzun yıllardır savunduğu biliniyor ancak ünlü bilim adamı ilk kez bu kadar açık bir uyarıda bulundu.







İNSANLI UZAY SEYAHATLRİ ARTMALI
İngiliz astrofizikçi, insanlığın 1962'deki Küba füze krizi gibi, insanlığın varlığını tehdit edebilecek yeni krizlerin artan sıklıkta yaşanacağından endişe duyuyor. Soğuk Savaş yıllarında ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki bu kriz, dünyayı nükleer savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı.

Hawking, "Tarihimizde son derece tehlikeli bir döneme giriyoruz" dedi ve "Bir sonraki yüzyılın ötesinde de varolabilmek istiyorsak geleceğimiz uzayda" diye ekledi. İngiliz bilimci bu nedenle insanlı uzay yolculuklarına daha fazla eğilmek gerektiğine inanıyor.





Hawking geçtiğimiz aylarda Discovery kanalı için hazırlanan bir dizide uzayın keşfinin de risklerden uzak olmayacağına dikkat çekmişti. Profesör Hawking bu yıl başlarında yayımlanan programda insanların, uzaylı yaşam formlarıyla temasının pek de arkadaşça geçmeyebileceğine hazırlıklı olması gerektiğini söylemişti.

Hatta buna göre, insanlığın uzaylılara temas kurmaktan var gücüyle kaçınması gerekiyor; çünkü bunun yıkıcı sonuçları olabilir. Hawking'e göre insanlık galaksisi içindeki tek akıllı yaşam formu olmaya devam ettiği ve kendi kendini yoketmekten kaçındığı takdirde güvende olacak.

100 MİLYON YILDIR SÜREN ÇARPIŞMA

Chandra teleskobuyla çekilen x-ray fotoğraflarda, Dünya’dan 62 milyon ışık yılı uzakta ‘çarpışma sürecindeki’ Antennae galaksileri bütün ihtişamıyla gözler önünde. Antennae galaksilerine, antene benzer uzantıları yüzünden bu ad verilmiş. Yaklaşık 100 milyon yıl önce çarpışma sürecinin başladığı tahmin edilen galaksiler, Dünya’dan 62 milyon ışık yılı uzakta bulunuyor.


Ağır çekimdeki çarpışma süreci boyunca milyonlarca yıldız oluştu. Hatta bunların en büyükleri, oluştuktan milyonlarca yıl sonra süpernovaya dönüşerek infilak etti.




Chandra X-ray Gözlemevi’nin yeni fotoğraflarında, süpernovayla salınan zengin elementlerle dolu büyük, sıcak, yıldızlararası gaz bulutları da göze çarpıyor. Oksijen, demir, magnezyum ve silikon gibi çok sayıda gaz içeren bulutlar yeni gezegen ve yıldızların oluşumunda rol üstlenecek.


2106 ' da GÖktaşıya randevumuz var!

Amerikan Uzay Araştırmaları Enstitüsü (NASA), uzun vadeli düşünüyor. 2182 yılında Dünya’ya binde bir çarpma olasılığı bulunan 550 metre çapındaki göktaşıyla ilgili yoğun çalışmalarını sürdüren NASA, araştırmalarını derinleştirmek amacıyla bu göktaşına 2106 yılında bir uzay mekiği gönderecek.




Görevli astronotlar, göktaşından, taş örnekleri toplayacak ve bunları Dünya’ya getirecek. Söz konusu kütle, çarpması durumunda yeryüzünde 10 kilometrelik bir krater açacak ve atom bombasına denk yüzlerce enerji açığa çıkacak.

uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

UZAY ÇÖPLERİ.....

0 yorum

Japon balık ağı üreticisinin 1 milimetre kalınlığındaki metalden yapacağı ağ bir uyduya takılıp uzaydaki çöpler toplanacak.


EN ESKİ VE UZAK GALAKSİ GÖRÜNTÜLENDİ!

0 yorum

X UYDULAR

0 yorum

Bilimciler, Samanyolu çevresini turlayan karanlık, cüce gökadaların izini sürecek yeni bir yöntem geliştirdiler.universe,space,milky way,galaxy,technology,astronomy,science
İçinde yer aldığımız Samanyolu benzeri sarmal gökadalar, uydu gökadalara sahip olmalarına karşın, bunlardan bazıları karanlık maddeden oluştuğundan görülmeleri imkansızdır. Bu tip gökadaları izleyebilmek için geliştirilen yeni yöntem, bir teknenin ardında bıraktığına benzer şekilde, gökadaların da hidrojen gazı bulutları üzerinde bıraktıkları izleri sürme esasına dayanıyor.

GELECEĞE YOLCULUK

0 yorum

Astofizikçi Stephen Hawking 'zamanda yolculuk'la ilgili yeni bir teori öne sürdü: Işık hızının yüzde 99.9'una ulaşmak! Sonrası bir adıma kalıyor... 

Stephen Hawking  ışık hızına yakın bir hızda yani bu hızın %99.99 oranında yaklaşıp ve dünyanın çevresinde  döndürürsek geleceğe yolculuk yapılabileceğin söylüyor.Şöyle açıklayalım:


ÇELİKTEN SAĞLAM CAM ÜRETİLDİ!

0 yorum

İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, darbelere karşı şimdiye kadar bilinen her türlü maddeden daha dayanıklı bir cam geliştirildi.
steel,glass,matter,technology,science
İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı ve California Teknoloji Enstitüsünün yürüttüğü ortak çalışma sonunda, darbelere karşı şimdiye kadar bilinen her türlü maddeden daha dayanıklı bir cam geliştirildi.
Paladyum, fosfor, silikon, germanyum ve gümüş karışımından üretilen camın en önemli özelliği ise olağanüstü esnek oluşu. Camın strese maruz kalması durumunda esneme özelliği sayesinde büküldüğünü, ancak kırılmadığını söyleyen uzmanlar, cama dayanıklılık kazandıran maddenin özellikle karışımındaki paladyum olduğunun altını çizdi.
Uzmanlar, sert ve dayanıklı bu camın henüz deney aşamasında olduğunu, ancak yakın gelecekte tüketici elektroniği dahil birçok sektörde kullanılmasının muhtemel olduğunu da sözlerine ekledi.

HUBBLE UZAY TELESKOBUNDAN!

0 yorum



UFO TEORİLERİ...

2 yorum

Şu sıralar N. Geographic'te yayınlanan bir belgesel, uzun süredir aklımda olan bir başlığı açmam için teşvik edici oldu. UFO'lar ve uzaylılar ile ilgili çeşitli teoriler sıralanıyor.

İşte teorilerden bazıları:

İşgal
Uzaylılar UFO'ları işgal öncesi öncü keşif birliği olarak gönderiyor. Bunun vurgulandığı filmler. (Dünyalar Savaşı, İşaretler)

Anlaşma
Uzaylılar ile Dünya'lı önde gelenler arasında gizli bir anlaşma yapıldı. Binlerce yıl öncesinden beri sürelegelen bu anlaşmadan illümünati denen örgütün üyeleri haberdar. Yani kimsenin bilmediği bir bilgi ile aydınlanmışlar. (İllümünati aydınlanma anlamına gelir) anlaşmay yapan insan ırkı, anlaşmanın karşılığı olarak yaşamaya devam edecek, uzayllar Dünya'ya sahip olacak. The X-Files dizisi ve filminde bu vurgulanıyor.

Aramızdalar
Uzaylılar aslında aramızda yaşıyorlar, genetik olarak sayısız deney yaptılar ve insan ırkının içine karışmayı başardılar.

Düşünce kontrolü
Uzaylılar, bazı insanların vücutlarına mikro boyutlarda cisimler yerleştirirek zihinsel kontrol sağlıyor. Bu cisimler bünyede herhangi bir tepkiye yol açmayan bir maddeden yapılmış basit metallar oluyor.

Küresel Isınma
Küresel ısınmanın artışına yardımcı olan güçler arasında uzaylılar da var. Süreci hızlandırarak Dünya'yı yaşanmaz hale getirip, kendileri için elverişli bir ortam yaratıyorlar. (The Arrival filminde vurgulanmıştı)

Doğal süreci etkilememe
Uzaylılar, bizim hayvanları izleyip incelediğimiz gibi onlar da bizi inceliyorlar. Aslında onlar son derece dost canlısı ve evrenin kurallarına sadıklar. Dünya'ya geliş amaçları tamamen bilimsel. Ve kendilerini göstermeme sebebi ise doğal sürece etki etmemek. Bizim, hayvan belgesellerinde aslan ceylan kapışlarına müdehale etmememiz gibi. Yani yüksek bir şuur durumu söz konusu.

Bundan çok daha fazla teori söz konusu tabi, aklıma gelenleri sıraladım.

HUUBLE UZAY TELESKOBU

0 yorum


Hubblecast 16: Galaxies gone wild!
Yükleyen spacetelescope_org. - Diğer bilim videolarına göz at.

ŞU ANDA YÖRÜNGEDE

0 yorum

Geçtiğimiz günlerde onarılan Rus uzay gemisi Soyuz TMA-20'nin beklenen fırlatılışı gerçekleşti.
NASA'nın Uzay Mekiği programını sonlandıracağı 2011 yılı itibariyle Uluslararası Uzay İstasyonu'nun Dünya ile tek bağlantısı haline gelecek olan Ruz Soyuz TMA-20 uzay aracı, Ekim ayında meydana gelen arızanın ardından bakıma alınmıştı. Gördüğü onarımın ardından Baykonur Uzay Üssü'ne getirilen aracın fırlatılışı başarıyla gerçekleştirildi.
Soyuz TMA-20 uzay aracı, taşımakta olduğu 27. görev ekibi Dmitry Kondratyev, Catherine Coleman ve Paolo Nespoli'yi Mayıs ayına kadar yeni evleri olacak Uluslararası Uzay İstasyonu'na bırakacak. 9 Ekim tarihinden bu yana istasyonda bulunan 26. görev mürettebatı Scott Kelly, Alexander Kaleri ve Oleg Skripochka ise Mart ayında Soyuz TMA-01 tarafından yeryüzüne getirilecek.
Dünya yörüngesinde bulunan Soyuz TMA-20'nin cuma günü öğleden sonra uzay istasyonunun Rassvet araştırma modülüyle kenetlenmesi planlanıyor.

ELMAS GEZEGEN KEŞFEDİLDİ!

0 yorum

ilim insanları, Güneş Sistemi’nden 1,200 ışık yılı uzaklıkta yeni bir yıldız keşfetti.

Bugüne dek eşine rastlanmayan jeolojik özelliklere sahip olan gezegenin, gök bilimcileri heyecanladıran çok farklı bir yönü var. Gezegenin elmastan olduğu tahmin ediliyor.

Jüpiter’in yaklaşık 1,5 katı olan WASP-12b adı verilen gezegen, çok sıcak bir atmosfere ve yüksek gaz yoğunluğuna sahip. Bu özellikleri, dev gezegenin yaşama olanak vermesini engelliyor. Ancak bilim insanları, karbon yoğunluğu çok zengin olan WASP-12b'nin “elmas örtüsüyle” kaplı olma ihtimalinin bulunduğunu belirtiyor.

Gökbilimciler, her ne kadar yaşamaya olanak vermese de, yüzeyinde Dünya’daki kum taneciği kadar fazla elmas bulunan gezegenler olabileceğini düşünüyor.

WASP-12b’nin sahip olduğu ilginç atmosferik özellikler, gökbilimcilere karbon zengini yeni tür gezegenler hakkında ışık tutuyor. WASP-12b’nin etrafında, büyüklüğüDünya kadar olan kayalık ve karbon yoğunluğu yüksek diğer gezegenlerin bulunduğu da düşünülüyor.

Bu şekilde, bu karbon zengini gezegenlerin sahip olduğu kayalık yüzeylerin elmas veya grafitle kaplı olabileceğini belirtiliyor.

Ayrıca, bu gezegenlerde Dünya’da bulunanlardan farklı olarak karbon yoğunluğu yüksek ortamlarda yaşayabilen yaşam türleri olabileceği de değerlendirilen ihtimaller arasında.

HAYALİ GEZEGEN

Jüpiter’in 1.4 katı büyüklüğünde olan WASP-12b’nin yüzeyinde sıcaklık 2 bin 200 derece. Bu özelliği, onu Güneş Sistemi dışında bugüne dek keşfedilen en sıcak yıldızlardan biri yapıyor.

Princeton Üniversitesi’nden Dr. Nikku Madhusudhan, NASA’nın (Ulusal Havacılık ve Uzay Kurumu) Spitzer Uzay Teleskopu’nu kullanarak WASP-12b’nin atmosferini analiz etti.

Analiz sonucunda, gezegenin atmosferinde yoğun miktarda metan ve karbon monoksit ve çok az miktarda su bulunduğunu ortaya koydu.

Bu durum, gezegende oksijene oranla çok yüksek karbon bulunduğunu doğruladı.

Madhusudhan, karbon zengini gezegenlerin yapıları hakkında daha fazla araştırma yapılacağını belirtirken, Arizona Üniversitesi’nden Dr. Adam Showman, “Karbon zengini gezegenlerin neye benzediğini hayal etmek bile çok heyecan verici” ifadesini kullandı.

KÖTÜ HABER....

0 yorum

Japonya tarafından yakın komşumuz Venüs hakkında önemli veriler toplaması için gönderilen Akatsuki sondası görevini başaramadı.
Japon Uzay Araştırma Ajansından yapılan açıklamada, iki yıllık bir görevle gezegene gönderilen sondanın Güneş'in çekim kuvveti etkisine girdiğinin düşünüldüğü açıklandı. Sondanın motorlarının uygun pozisyona gelecek kadar ateşlenmemesi nedeniyle yörüngeye oturamadığını kaydeden yetkililer, "Ancak sonda çalışıyor gibi görünüyor. Bundan 6 yıl sonra tekrar Venüs'ün yakınından geçerken yörüngeye oturtulması tekrar denenebilir" şeklinde konuştu.
1970'lerde Dünya'nın yörüngesine ilk uydu yerleştiren Asya ülkesi olan ve güvenilirliği yüksek H-2 roketlerini geliştiren, ancak hiçbir zaman insanlı uzay uçuşları girişiminde bulunmayan Japonya, Venüs'un volkanik faaliyetini incelemek, kalın bulut tabakası ve ikliminden veriler sağlamak, ayrıca gezegene yıldırım düşüp düşmediğini anlamak üzere tasarlanan Akatsuki'yi 20 Mayıs tarihinde fırlatmıştı.
Görevini yerine getirmek üzere kızılötesi kameralar ve diğer cihazlarla donatılan 300 milyon dolar değerindeki sondanın, bugün azami 300 kilometre yaklaşacağı Venüs'ün etrafında elips bir yörüngeye oturması bekleniyordu. NASA 1978'de, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ise 2006'da Venüs'e birer sonda göndermişti.

WHAT'S UP? (NASA)

0 yorum

NASA'DAN YENİ FOTOĞRAFLAR

0 yorum











Uzaydaki Güneş Patlamaları

0 yorum

Güneşin etkinlğinin günden güne artması nedeniyle nasa güneş patlamalarını yakından incelemek için uzaya şubat ayında SDO adlı uzay aracını fırlattı. Yanda gördüğünüz bu muhtem fotoğraf ay,güneş,ile uzay aracı arasında geçerken ve kısmi bi güneş tutulması yaşanırken görüntülenmiş .Sıcaklığı 20 milyon dereceye varan güneş patlamaları görüntülendiği bu kareleri almak için aracın dış yüzeyi özel maddelerle kaplanmış.Şu an bu uzay aracı Dünya'nın 35 bin 500 km dışında bulunuyor.
6.5 metre genişliğinde günş panellerine sahip olan araç bu paneller sayesinde 1450 watt güç üretiyor.


ZAMANINDA ÇIKAN BİLİM ADAMI

0 yorum

Christiaan Huygens'in babası Hollandlı bir diplomatı ve oğluna kendisi gibi bir diplomat olması için iyi bir eğitim olanağı sağladı,ancak Huygens bir bilim adamı oldu.Huygens ,sarkaçlı saati icat etmenin yanı sıra ışığın dalga  kuramını geliştirmeye başladı  ve Satürn halkalarının yapısını keşfettiği 1649-1665 yılları arasında babası tarafından desteklenmiştir

DÜNYA DÖNMESEYDİ ......?

0 yorum




Gezegenimizin kendi etrafında dönmekten vazgeçeceğine ilişkin bir işaret, en azından izleyen birkaç milyar yıl için, görünmüyor. Ancak coğrafi yazılımlar üreten ESRI firması çalışanlarından Witold Fraczek, bu varsayımdan yola çıkarak bir modelleme yaptı.


Dünya’nın kendi ekseni etrafından dönerken yaratılan merkezkaç kuvveti, yeryüzündeki suyun yani okyanus ve denizlerin yeryüzündeki dağılımını doğrudan belirliyor. Ekvator hattı üzerinde saatte 1,667 km olan dönüş hızı, merkezkaç kuvvetiyle suların önemli bir bölümünü ekvatora doğru itiyor.
Bu merkezkaç kuvveti olmasaydı, yani Dünya kendi ekseni etrafından dönmeseydi, bu suların büyük bölümü kuzey ve güney kutuplarında birikecekti. Bu da, aşağıdaki haritada görüldüğü gibi, gezegenin ortasında tek parça halinde geniş bir kara şeridinin oluşmasına neden olacaktı. 



Kutuplara doğru suyun seviyesinin artması sonucu Rusya ve Kanada’nın tamamı, Avrupa’nın güney İspanya ve Sicilya civarı hariç tamamı, ABD’nin de yarısı su altında kalacaktı. Trakya, Marmara ve İstanbul’un tamamı “deniz dibi” olacak, kıyı İzmitin güneyinden başlayacaktı.

EVRENDEKİ DÜZEN RASLANTIMI?

1 yorum

Evrende üç yüz milyon galaksi bulunduğu zannedilmektedir. Galaksiler arasında da milyonlarca ışık yılıyla ifade edilebilen dev aralıklar, mesafeler vardır. Bir ışık yılı ise saniyede üç yüz bin km hızla giden bir ışık huzmesinin bir yılda alacağı yol de-mektir. Bu da yaklaşık dokuz katrilyon km’dir.

İlginç olan aralarında korkunç denebilecek boşluklar bulunan bu galaksiler ve galaksileri meydana getiren milyarlarca yıldızın kütle çekimleriyle birbirlerine bağlanmış olması, bu bağlantıların son derece hassaslığıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların patlamaları sonucu uzaya sav-rulan göktaşları ayrı tutulursa bütün gök cisimleri hassas denge-ler ve kurallarla birbirleriyle bağlıdır ve devamlı hareket halinde-dir. Bu dengeli ve kurallı hareketler evrenin bütünlüğünü kapsar.
Daha da ilginç olan ise süpernova patlamaları sonucu uzaya savrularak serseri mayınlar gibi başıbozuk bir halde dolaşıp du-ran, kendilerinden daha büyük gök cisimlerinin çekimlerine kapı-larak onların üzerlerine düşen, bir bakıma düzensizliği simgele-yen bu göktaşları yaşamın oluşma şartlarına çok büyük katkılar-da bulundukları gibi ileri ki zamanlarda evrenin çökmesine de neden olacaklarıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların merkezlerindeki nükleer fırınlarda oluşan ağır elementler bu yıldızların patlaması sonucu sağa sola savrulan göktaşlarıyla evrenin çeşitli bölgelerine git-mekte, buralarda dünyamız gibi sert kabuklu, yaşama uygun ge-zegenlerin oluşmasına sağlamaktadır. Bir bakıma evrendeki dü-zensizlikler bile bir düzen içerir ve yaşamın oluşma planına (ya-şamsal uygunlukların olmazsa olmazlarına) çok büyük katkılarda bulunur.
Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşlukların canlı hayatının var olabilmesi için zorunlu olup olma-dığı sorusuna verilen yanıt çok önemlidir.
Yapılan araştırmalar gök cisimleri arasındaki ilişkilerin yaşa-mı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu, çok hassas hesaplar, yapılar ve dengeler içerdiğini göstermektedir.
Bu devasa mesafeler gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler son derece kritiktir. Bu nedenle yaşamsal uygunlukların önemli bir parçasıdır.
Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar dünya gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafedir.
Ünlü biyokimya profesörü Michael Denton da, Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şöyle yazar:
-Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesa-feler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirle-rine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova ta-rafından fırlatılan maddeler o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekân olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda ger-çekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki mesafe, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Bu uzaklıklar son derece kritiktir.
Prof. George Greenstein da bu akıl almaz büyüklükle ilgili, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar:
-Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebula denilen bulutsular-da ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlem-lerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan ba-kıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzün-de çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama par-don, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan "ben" olmazdım... Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.
Greenstein kitabında bunun nedenini de açıklar. Evrendeki büyük boşluklarla bazı fiziksel değişkenler yaşamsal uygunlukla-rın şekillenmesine sağlamaktadır. Yaşamsal uygunlukların şekil-lenmesi ise yaşamın devamlılığı amacına yöneltilmiş pek çok harika sistemlerin oluşup bir araya gelme nedenidir. Ayrıca ev-rendeki katrilyonları bulan cisimler arasındaki boşluklar bu cisim-lerin birbirleriyle çarpışmalarını, evrenin bir kaos ortamına sürük-lenmesini de önler.
…………




Samanyolu galaksisin de yaklaşık iki yüz elli milyon yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir. Diğerlerinde olduğu gibi Saman-yolu galaksisindeki yıldızlar arasında da dünya ölçüleriyle ifadesi mümkün olmayan çok büyük mesafeler, aralıklar vardır.
Samanyolu galaksisinde bulunan yıldızların içinde güneşe en yakın olanı Alpha Centauridir ve güneş sisteminden sadece 4.5 ışık yılı uzaklıktadır.
Dünya bildiğimiz gibi Güneş Sistemi'nin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta küçüklükte bir yıldız olan Güneş'in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, sistemde Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir.
Güneş'in çapı dünya çapının 103 katı kadardır. Aradaki me-safe diğer ifade ile dünyanın güneş etrafındaki elips şeklindeki yörüngesiyle güneş arasındaki mesafe yüz kırk milyon kilometre ile yüz altmış milyon kilometre arasında değişir. İlginç olan ara-daki mesafe ile dünyanın ve güneşin büyüklüğünün son derece kritik olmasıdır.
Işık yılı birimine göre dünya ile güneş arasındaki mesafe (or-talama yüz elli milyon km) yedi ışık yılı/dakika olur. Bu da güneş-ten çıkan bir ışık fotonunun yedi dakika sonra dünyaya ulaştığı anlamına gelir.
Dünya ölçüleriyle dev bir boyuta sahip gibi görünen Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça küçük denilebilir. Güneşimiz galaksinin spiral kollarından birinde dışa yakın bir yerde bulunmaktadır.
Gök cisimlerinin (özellikle güneş sisteminin) evrendeki dağı-lımı ve aralarındaki boşluklar Dünya'da canlı hayatının var ola-bilmesi ve devamlılığı için zorunlu olup çok önemlidir.
Gök cisimleri arasındaki mesafeler katı kütleli gezegenlerin oluşumundan ısı değişimlerine kadar yaşamı destekleyecek bi-çimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzen-lenmiştir. Bu konuda en küçük bir kuşku yoktur.
Bunun nedeni ise bu mesafelerin gezegenlerin oluşumlarını ve yörüngelerini doğrudan etkilemesidir.
Güneş sistemindeki gezegenlerin yörüngeleri ise çok kritik değerlerdedir. En küçük bir oynama yaşamı sona erdirebilir.
Evrenin kökeni ile ilgili çeşitli araştırmalar yapan fizikçi Roger Penrose:
-Ama evrenin kesinlikle bir amacının olduğunu gösteren bir olay var ki, o da evrenin şans eseri orada durmadığıdır. Bazı insanlara göre evren sadece oradadır işte. Öylesine olmaya devam ediyor. Biz de kendimizi birdenbire bu şeyin içinde buluvermişiz. Bu bakış açısının, evreni anlamamızda çok verimli ya da yardımcı olacağını sanmıyorum. Bence evren ve onun varlığının altında bugün henüz pek sezeme-diğimiz çok daha derin bir şeyler gizli demiştir.
Bilimsel bulguların ortaya koyduğu gerçek gözlemlediğimiz evrende mevcut hassas denge ve düzenlerin muazzam bir pat-lamanın sonrasında kendi kendine ve rastlantılarla gerçekleşme-sinin kesinlikle imkânsız olduğudur. Big Bang gibi bir patlamanın ardından böyle bir düzenin meydana gelmesi, ancak doğaüstü bir yaratılış sonucunda gerçekleşebilir. Diğer ifade ile bu tersinim teorisinin öngördüğü gibi düzenli bir genişim evresinin başlangı-cıdır ve asla patlama değildir.
Düzenli sistemlerin bilinç (amaç), bilgi, güç (enerji), madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olduğu düşünülürse eğer bir olgu düzen ve sistem sahibiyse bilgi ve iradenin sonucu oldu-ğunu rahatlıkla söyleyebiliriz

UZAYA TAŞINMASSAK YOK OLURUZ!!!!

0 yorum

Ünlü astrofizikçi Hawking, insanlığın 100-200 yıl içinde yok olmanın eşiğine geleceğini, bu süre zarfında mutlaka uzayda başka yere taşınmanın yollarını bulması gerektiğini söyledi. Aksi halde, insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak! Big Think adlı bir internet sitesine konuşan Hawking, savaşların, kaynaklardaki hızlı azalmanın ve artan nüfusun insan ırkını yokolmanın eşiğine getirdiğini belirtti.



Hawking, "insanlık tüm yumurtalarını aynı sepete, yani aynı gezegene koymamalı" diyerek, yeni alternatifler aranması, bir an önce plan ve hazırlıklar için devletlerin tartışmaya başlaması gerektiğini savundu.

Stephen Hawking'in insanlığın devamı için uzayda kolonileşmeyi uzun yıllardır savunduğu biliniyor ancak ünlü bilim adamı ilk kez bu kadar açık bir uyarıda bulundu.







İNSANLI UZAY SEYAHATLRİ ARTMALI
İngiliz astrofizikçi, insanlığın 1962'deki Küba füze krizi gibi, insanlığın varlığını tehdit edebilecek yeni krizlerin artan sıklıkta yaşanacağından endişe duyuyor. Soğuk Savaş yıllarında ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki bu kriz, dünyayı nükleer savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı.

Hawking, "Tarihimizde son derece tehlikeli bir döneme giriyoruz" dedi ve "Bir sonraki yüzyılın ötesinde de varolabilmek istiyorsak geleceğimiz uzayda" diye ekledi. İngiliz bilimci bu nedenle insanlı uzay yolculuklarına daha fazla eğilmek gerektiğine inanıyor.





Hawking geçtiğimiz aylarda Discovery kanalı için hazırlanan bir dizide uzayın keşfinin de risklerden uzak olmayacağına dikkat çekmişti. Profesör Hawking bu yıl başlarında yayımlanan programda insanların, uzaylı yaşam formlarıyla temasının pek de arkadaşça geçmeyebileceğine hazırlıklı olması gerektiğini söylemişti.

Hatta buna göre, insanlığın uzaylılara temas kurmaktan var gücüyle kaçınması gerekiyor; çünkü bunun yıkıcı sonuçları olabilir. Hawking'e göre insanlık galaksisi içindeki tek akıllı yaşam formu olmaya devam ettiği ve kendi kendini yoketmekten kaçındığı takdirde güvende olacak.

100 MİLYON YILDIR SÜREN ÇARPIŞMA

0 yorum

Chandra teleskobuyla çekilen x-ray fotoğraflarda, Dünya’dan 62 milyon ışık yılı uzakta ‘çarpışma sürecindeki’ Antennae galaksileri bütün ihtişamıyla gözler önünde. Antennae galaksilerine, antene benzer uzantıları yüzünden bu ad verilmiş. Yaklaşık 100 milyon yıl önce çarpışma sürecinin başladığı tahmin edilen galaksiler, Dünya’dan 62 milyon ışık yılı uzakta bulunuyor.


Ağır çekimdeki çarpışma süreci boyunca milyonlarca yıldız oluştu. Hatta bunların en büyükleri, oluştuktan milyonlarca yıl sonra süpernovaya dönüşerek infilak etti.




Chandra X-ray Gözlemevi’nin yeni fotoğraflarında, süpernovayla salınan zengin elementlerle dolu büyük, sıcak, yıldızlararası gaz bulutları da göze çarpıyor. Oksijen, demir, magnezyum ve silikon gibi çok sayıda gaz içeren bulutlar yeni gezegen ve yıldızların oluşumunda rol üstlenecek.


2106 ' da GÖktaşıya randevumuz var!

0 yorum

Amerikan Uzay Araştırmaları Enstitüsü (NASA), uzun vadeli düşünüyor. 2182 yılında Dünya’ya binde bir çarpma olasılığı bulunan 550 metre çapındaki göktaşıyla ilgili yoğun çalışmalarını sürdüren NASA, araştırmalarını derinleştirmek amacıyla bu göktaşına 2106 yılında bir uzay mekiği gönderecek.




Görevli astronotlar, göktaşından, taş örnekleri toplayacak ve bunları Dünya’ya getirecek. Söz konusu kütle, çarpması durumunda yeryüzünde 10 kilometrelik bir krater açacak ve atom bombasına denk yüzlerce enerji açığa çıkacak.

İSTATİSTİK

Google Pagerank Powered by  MyPagerank.Net Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Toplist