atom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2010 Cuma

İLK BİLİMSEL ATOM TEORİLERİ

İLK BİLİMSEL ATOM MODELLERİ

17. yüzyılda Newton, gazların genişlemesini, gaz atomlarının boş uzaya yayılması biçiminde açıklamıştı. Fakat yine de Leukippos ve Demokritos'un Atomcu teorilerinden 19. yüzyıla kadar, maddenin görünmeyen parçacıkları felsefi spekülasyonun konusu olmaktan çıkıp, 

deneyci bilimin objesine dönüşemedi. 1803-1808 yılları arasında John Dalton, maddenin atomsal kuramını ortaya attı ve Demokritos'un 'atom' terimini bilim dünyası için canlandıran kişi oldu. Dalton, yaptığı deneylerle kimyasal bileşiklerden yola çıkarak, bunların, atomların bir araya gelmesiyle oluştuğunu ve farklı atomların farklı ağırlığı bulunduğunu göstermeye çalıştı. Her ne kadar Dalton'un tespit ettiği ağırlıklarda ve diğer detaylarda önemli hatalar olduysa da bilim tarihinin çok önemli keşiflerinden birini yapma ayrıcalığı ona aittir.38 Dalton'un atom modelinde, atomlar, bilardo toplarına benzetilmiştir. Dalton'un dönemin¬de, atom seviyesinin doğrudan gözlemlenmesi hala mümkün olamadığından, yaptığı kimyasal deneylerle atom seviyesine dair sonuçlara ulaşmıştı. 
Atomun, kendi içinde hareket eden parçacıklardan oluştuğunu, 1897'de Cambridge'deki bir laboratuarda keşfeden John Thomson'un çalışmaları, atomun anlaşılma-sında önemli bir dönüm noktasıdır. Atomların elementten elemente farklı olduğu Dalton'un çalışmalarıyla anlaşılmıştı, Thomson'un çalışmalarıyla ise farklı atomlarda ortak ve temel bir parçacık olan elektronun var olduğu anlaşıldı. Thomson, atomlarda negatif ve pozitif yüklü parçacıklar olduğunu da ortaya koyan ilk kişidir.39 Yunanca'da 'atom' bölünemeyen anlamına gelir; Demokritos'un Atomculuğundaki 'atom' ile maddenin bölünemeyen en küçük parçası kastedilmişti. Thomson, 'atom'un daha temel parçacıklardan oluştuğunu 

göstermesine rağmen, 'atom' terimi, yeni bir anlam kazanarak kullanılmaya devam edildi. Fakat bu kullanımın, Eski Yunan Atomculuğundaki maddenin en temel bölünemeyen parçacığı olduğu iddia edilen 'atom'dan farklı olduğuna dikkat edilme¬lidir. 
1911 yılında, Ernest Rutherford'un ortaya koyduğu atom modeli Güneş sisteminin bir benzeriydi; çoğunluğun zihnindeki atom modeli hala budur: Ortada Güneş gibi duran bir çekirdek ve etrafında gezegenler gibi dönen elektronlar. Thomson, pozitif yüklü parçacıkların tüm atoma dağıldıkları bir model sunmuştu; Rutherford ise atomun kütlesinin yoğunlaştığı bir çekirdeğin var olduğunu ve atomun büyük kısmının boşluk olduğunu ileri sürdü. Rutherford bu modele, alfa parçacıklarını atoma yönelten ve bu parçacıkların sapıp sapmadığını kontrol eden deneyler sonucunda ulaştı.40 Güneş sistemine benzeyen bir sistemin -Rutherford'un atom modelinin- Güneş sistemini başarıyla açıklayan Newton mekaniğiyle ve determinist yasalarla açıklanması beklendi. Gözlenen evrenin, Newtoncu mekaniğe uygun işleyen bir mikro dünyaya indirgenebilmesi de beklenen sonuçtu. Ama kuantum teorisi bu beklentileri karşılamadı. 



kaynak:http://www.kuantum.gen.tr/kitap/1_kuantum-teorisi-ortaya-konulmadan-once.asp

18 Kasım 2010 Perşembe

CERN'DE TARİHİ AN!!!!!:........

CERN'deki fizikçiler tarihi bir deneye imza attı. Modern bilimin en büyük sırlarından biri olan anti-madde yalıtılmış ortamda üretildi.








CENEVRE - Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) fizikçilerinin gerçekleştirdikleri ''Alfa'' deneyinde, elde edilen 38 adet anti-hidrojen atomu, üzerinde yeterince gözlem yapılacak bir süre boyunca, yani saniyenin onda birinde, belirli bir ortamda tutularak (hapsedilerek) incelendi.



Elde edilen anti-maddenin, madde ile temas anında yok olmasından ötürü, gözlemlenmesi için, madde ile temas kuramayacağı bir ortamda yalıtılarak hapsedilmesi gerekiyordu



Nature dergisinde yer alan makaleye göre, hidrojen atomlarının karşıtı olan anti-hidrojen atomlarını vakumlu bir ortamda üretmeyi başaran fizikçiler, bu atomları, üzerinde çalışmayı yetecek süre boyunca yalıtılmış ortamda tutmayı başardılar.



Bu anti-madde atomlar üzerinde yapılan gözlemler, evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama'dan sonra anti-maddeye ne olduğunun anlaşılmasını sağlayabilecek.



Deneyle ilgili araştırmacılardan Jeffrey Hangst, ''hiç kimsenin henüz anlayamadığı nedenlerden dolayı doğa, anti-maddeyi dışlamış durumda'' diyerek, bunun, anti-maddenin sakladığı sırları ortaya çıkarma konusunda kendileri açısından teşvik edici olduğunu belirtti.

12 Kasım 2010 Cuma

UYARILMIŞ ATOM NEDİR?

Atom normal enerji düzeylerinde bulunurlar. Bu elektronlara enerji verildiğinde teme enerji düzeyine yükselirler ve karasız yapıda olurlar buna uyarılmış atom denir.Eski enerji düzeylerine geçerken aldıkların enerjiyi foton yani enerji paketçikleri şeklinde geri verirler.

6 Ekim 2010 Çarşamba

YİNE KARBON YİNE NOBEL!

Karbon atomlarının birbirine farklı bağlanma yollarını araştıran ekip 2010 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü.


2010 Nobel Kimya Ödülünü Richard Heck, Ei-ichi Negishi ve Akira Suzuki kazandı.
Karmaşık moleküller geliştirmede yenilikçi yöntemler deneyen ekipi karbon atomlarının farklı bağlanma yollarını da keşfetti.
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nden yapılan açıklamada, üç bilimcinin organik sentez üzerine yaptıkları çalışmalar nedeniyle ödüle layık görüldüklerini bildirdi. Akademi, bu bilimadamlarının çalışmalarının, insanlara yeni ilaç ve plastik gibi devrim niteliğindeki materyallerin elde edilmesinde yardımcı olduğunu belirtti.
Ödüle ortak olan üç bilimci, 1.5 milyar euroluk para ödülünü de paylaşacak.
Dün açıklanan Nobel Fizik Ödülü de, sadece tek sıra karbon atomu inceliğindeki 'grafen' adlı süper iletken maddeyi geliştiren Andre Geim ve Konstantin Novoselov'a verilmişti.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

ÇEKİRDEK ATOM MODELİ - ERNEST RUTHERFORD

Ernest Rutherford (30 Ağustos 1871 - 19 Ekim 1937), Yeni Zelandalı-İngiliz nükleer fizikçi. 1908 yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi.




Yeni Zelanda'ya göç etmiş İskoçya'lı bir ailenin 12 çocuğundan dördüncüsüydü. Babası tekerlek yapımcısıydı. Liseyi burslu olarak okudu. Yine burslu olarak devam ettiği Christchurch'teki Canterbury College'tan 1892'de lisans, ertesi yılda üstün başarıyla yüksek lisans derecelerini aldı. Bir yıl daha okulda kalarak demirin yüksek frekanslı manyetik alanlardaki mıknatıslanma özellikleri üzerinde araştırmalar yaptı. Hertz'in yalnızca birkaç yıl önce bulmuş olduğu elektromanyetik dalgaları sezebilen bir dedektör yapmayı başardı.



1895' te İngiltere'ye giden Rutherford, Cambridge Universitesi'ndeki Cavendish Laboratuarı'nda J.J. Thomson'ın yanında çalışmaya başladı. Burada elektromanyetizma üzerindeki deneylerini sürdürdü ve Hertz dalgalarını 3 km uzaklıktan gönderip almayı başardı. Aralık 1895'te Wilhelm Conrad Röntgen'in X Işını'nı bulduğunu açıklamasının ardından, J.J. Thomson ve Rutherford bu konuda çalışmaya başladılar ve X Işını'nın gazlar içinden geçerken çok sayıda artı ve eksi elektrik yüklü parçacık ortaya çıkmasına, yani iyonlaşmaya yol açtığını, bu parçacıkları yeniden birleştirerek nötr atomlar oluşturduğunu buldular. Rutherford ayrıca bu iyonların hızını ve birbirleriyle birleşerek yeniden gaz molekülleri oluşturma süresini belirlemeye yönelik bir yöntem geliştirdi. İyonlaşma gücü yüksek olan ama kolaylıkla soğurulabilen ışın türünü alfa ışınları, daha az iyonlaşmaya yol açan, ama girim gücü daha yüksek olan ışınları da beta ışınları olarak adlandırdı.



19. yüzyılın sonuna gelinirken pek çok bilim adamı artık fizikte gerçekleştirilecek bir yenilik kalmadığı kanısındaydı. Ama Rutherford üç yıl gibi kısa bir süre içinde tümüyle yeni bir fizik dalı ortaya çıkardı: Radyoaktiflik. Radyoaktifliğin bir elementin atomlarının başka bir elementin atomlarına kendiliğinden dönüşme süreci olduğu sonucuna vardı. Maddenin değişmezliği kavramına sıkı sıkıya bağlı birçok bilim adamı bu görüşe karşı çıkacak, ama Rutherford'un görüşlerinin doğruluğu kısa sürede anlaşılacaktı.



Bu büyük başarı üzerine Rutherford 1903'te Royal Society üyeliğine seçildi. Ertesi yıl aynı kurumun üstün başarılı bilim adamlarına verdiği özel bir ödül olan Rumford Madalyası ile ödüllendirildi. Alfa ışınlarının elektrik ve magnetik alanlarda sapmaya uğradığını 1903'te belirleyen Rutherford, sapmanın yönünü inceleyerek, bu ışınların artı elektrik yüklü parçacıklardan oluştuğu sonucuna vardı. Ayrıca bu parçacıkların hızını ve elektrik yükü/kütle oranını ölçmeyi başardı.



Rutherford'un 1911'de geliştirdiği "Atom Modeli" onun bilime en büyük katkısıdır. Alfa parçacıklarının ince metal levhalardan geçişini inceleyen Rutherford, alfa parçacığı artı yüklü olduğundan, levhadan geçişi sırasında metal atomlarındaki artı yüklerin banal etkisiyle sapmaya uğrayacağını, ama parçacığın kütlesi çok büyük olduğu için, bu sapmaların çok küçük olacağını düşünüyordu. Yapılan deneylerde alfa parçacıklarının gerçekten de genel olarak çok küçük sapmalar gösterdiği(%90 oranında), ama arada büyük açılarla sapan parçacıklarında bulunduğu, hatta bazen bir parçacığın hareket yönünü değiştirip geriye döndüğü gözlendi. Böylesine büyük kütleli alfa parçacığını bu kadar saptırabilmesi için atomdaki bütün artı yüklerin ve kütlenin çok küçük bir hacme yoğunlaşmış olması gerekiyordu.Buna dayanarak atomun boşluklu bir yapıdan oluştuğunu keşfetti.Rutherford'un bu görüşten yola çıkarak oluşturduğu model Rutherford Atom Modeli ya da Çekirdekli Atom Modeli olarak adlandırılır.



1908'de Nobel Kimya Ödülü' nü alan, 1914'te kendisine Baron unvanı verilen Rutherford, 1922'de Royal Society'nin en büyük ödülü olan Copley Madalyası' ile ödüllendirilmiştir. 1925'te ise bu kurumun başkanlığına seçilmiştir
atom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İLK BİLİMSEL ATOM TEORİLERİ

0 yorum

İLK BİLİMSEL ATOM MODELLERİ

17. yüzyılda Newton, gazların genişlemesini, gaz atomlarının boş uzaya yayılması biçiminde açıklamıştı. Fakat yine de Leukippos ve Demokritos'un Atomcu teorilerinden 19. yüzyıla kadar, maddenin görünmeyen parçacıkları felsefi spekülasyonun konusu olmaktan çıkıp, 

deneyci bilimin objesine dönüşemedi. 1803-1808 yılları arasında John Dalton, maddenin atomsal kuramını ortaya attı ve Demokritos'un 'atom' terimini bilim dünyası için canlandıran kişi oldu. Dalton, yaptığı deneylerle kimyasal bileşiklerden yola çıkarak, bunların, atomların bir araya gelmesiyle oluştuğunu ve farklı atomların farklı ağırlığı bulunduğunu göstermeye çalıştı. Her ne kadar Dalton'un tespit ettiği ağırlıklarda ve diğer detaylarda önemli hatalar olduysa da bilim tarihinin çok önemli keşiflerinden birini yapma ayrıcalığı ona aittir.38 Dalton'un atom modelinde, atomlar, bilardo toplarına benzetilmiştir. Dalton'un dönemin¬de, atom seviyesinin doğrudan gözlemlenmesi hala mümkün olamadığından, yaptığı kimyasal deneylerle atom seviyesine dair sonuçlara ulaşmıştı. 
Atomun, kendi içinde hareket eden parçacıklardan oluştuğunu, 1897'de Cambridge'deki bir laboratuarda keşfeden John Thomson'un çalışmaları, atomun anlaşılma-sında önemli bir dönüm noktasıdır. Atomların elementten elemente farklı olduğu Dalton'un çalışmalarıyla anlaşılmıştı, Thomson'un çalışmalarıyla ise farklı atomlarda ortak ve temel bir parçacık olan elektronun var olduğu anlaşıldı. Thomson, atomlarda negatif ve pozitif yüklü parçacıklar olduğunu da ortaya koyan ilk kişidir.39 Yunanca'da 'atom' bölünemeyen anlamına gelir; Demokritos'un Atomculuğundaki 'atom' ile maddenin bölünemeyen en küçük parçası kastedilmişti. Thomson, 'atom'un daha temel parçacıklardan oluştuğunu 

göstermesine rağmen, 'atom' terimi, yeni bir anlam kazanarak kullanılmaya devam edildi. Fakat bu kullanımın, Eski Yunan Atomculuğundaki maddenin en temel bölünemeyen parçacığı olduğu iddia edilen 'atom'dan farklı olduğuna dikkat edilme¬lidir. 
1911 yılında, Ernest Rutherford'un ortaya koyduğu atom modeli Güneş sisteminin bir benzeriydi; çoğunluğun zihnindeki atom modeli hala budur: Ortada Güneş gibi duran bir çekirdek ve etrafında gezegenler gibi dönen elektronlar. Thomson, pozitif yüklü parçacıkların tüm atoma dağıldıkları bir model sunmuştu; Rutherford ise atomun kütlesinin yoğunlaştığı bir çekirdeğin var olduğunu ve atomun büyük kısmının boşluk olduğunu ileri sürdü. Rutherford bu modele, alfa parçacıklarını atoma yönelten ve bu parçacıkların sapıp sapmadığını kontrol eden deneyler sonucunda ulaştı.40 Güneş sistemine benzeyen bir sistemin -Rutherford'un atom modelinin- Güneş sistemini başarıyla açıklayan Newton mekaniğiyle ve determinist yasalarla açıklanması beklendi. Gözlenen evrenin, Newtoncu mekaniğe uygun işleyen bir mikro dünyaya indirgenebilmesi de beklenen sonuçtu. Ama kuantum teorisi bu beklentileri karşılamadı. 



kaynak:http://www.kuantum.gen.tr/kitap/1_kuantum-teorisi-ortaya-konulmadan-once.asp

CERN'DE TARİHİ AN!!!!!:........

0 yorum

CERN'deki fizikçiler tarihi bir deneye imza attı. Modern bilimin en büyük sırlarından biri olan anti-madde yalıtılmış ortamda üretildi.








CENEVRE - Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) fizikçilerinin gerçekleştirdikleri ''Alfa'' deneyinde, elde edilen 38 adet anti-hidrojen atomu, üzerinde yeterince gözlem yapılacak bir süre boyunca, yani saniyenin onda birinde, belirli bir ortamda tutularak (hapsedilerek) incelendi.



Elde edilen anti-maddenin, madde ile temas anında yok olmasından ötürü, gözlemlenmesi için, madde ile temas kuramayacağı bir ortamda yalıtılarak hapsedilmesi gerekiyordu



Nature dergisinde yer alan makaleye göre, hidrojen atomlarının karşıtı olan anti-hidrojen atomlarını vakumlu bir ortamda üretmeyi başaran fizikçiler, bu atomları, üzerinde çalışmayı yetecek süre boyunca yalıtılmış ortamda tutmayı başardılar.



Bu anti-madde atomlar üzerinde yapılan gözlemler, evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama'dan sonra anti-maddeye ne olduğunun anlaşılmasını sağlayabilecek.



Deneyle ilgili araştırmacılardan Jeffrey Hangst, ''hiç kimsenin henüz anlayamadığı nedenlerden dolayı doğa, anti-maddeyi dışlamış durumda'' diyerek, bunun, anti-maddenin sakladığı sırları ortaya çıkarma konusunda kendileri açısından teşvik edici olduğunu belirtti.

UYARILMIŞ ATOM NEDİR?

1 yorum

Atom normal enerji düzeylerinde bulunurlar. Bu elektronlara enerji verildiğinde teme enerji düzeyine yükselirler ve karasız yapıda olurlar buna uyarılmış atom denir.Eski enerji düzeylerine geçerken aldıkların enerjiyi foton yani enerji paketçikleri şeklinde geri verirler.

YİNE KARBON YİNE NOBEL!

0 yorum

Karbon atomlarının birbirine farklı bağlanma yollarını araştıran ekip 2010 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü.


2010 Nobel Kimya Ödülünü Richard Heck, Ei-ichi Negishi ve Akira Suzuki kazandı.
Karmaşık moleküller geliştirmede yenilikçi yöntemler deneyen ekipi karbon atomlarının farklı bağlanma yollarını da keşfetti.
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nden yapılan açıklamada, üç bilimcinin organik sentez üzerine yaptıkları çalışmalar nedeniyle ödüle layık görüldüklerini bildirdi. Akademi, bu bilimadamlarının çalışmalarının, insanlara yeni ilaç ve plastik gibi devrim niteliğindeki materyallerin elde edilmesinde yardımcı olduğunu belirtti.
Ödüle ortak olan üç bilimci, 1.5 milyar euroluk para ödülünü de paylaşacak.
Dün açıklanan Nobel Fizik Ödülü de, sadece tek sıra karbon atomu inceliğindeki 'grafen' adlı süper iletken maddeyi geliştiren Andre Geim ve Konstantin Novoselov'a verilmişti.

ÇEKİRDEK ATOM MODELİ - ERNEST RUTHERFORD

0 yorum

Ernest Rutherford (30 Ağustos 1871 - 19 Ekim 1937), Yeni Zelandalı-İngiliz nükleer fizikçi. 1908 yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi.




Yeni Zelanda'ya göç etmiş İskoçya'lı bir ailenin 12 çocuğundan dördüncüsüydü. Babası tekerlek yapımcısıydı. Liseyi burslu olarak okudu. Yine burslu olarak devam ettiği Christchurch'teki Canterbury College'tan 1892'de lisans, ertesi yılda üstün başarıyla yüksek lisans derecelerini aldı. Bir yıl daha okulda kalarak demirin yüksek frekanslı manyetik alanlardaki mıknatıslanma özellikleri üzerinde araştırmalar yaptı. Hertz'in yalnızca birkaç yıl önce bulmuş olduğu elektromanyetik dalgaları sezebilen bir dedektör yapmayı başardı.



1895' te İngiltere'ye giden Rutherford, Cambridge Universitesi'ndeki Cavendish Laboratuarı'nda J.J. Thomson'ın yanında çalışmaya başladı. Burada elektromanyetizma üzerindeki deneylerini sürdürdü ve Hertz dalgalarını 3 km uzaklıktan gönderip almayı başardı. Aralık 1895'te Wilhelm Conrad Röntgen'in X Işını'nı bulduğunu açıklamasının ardından, J.J. Thomson ve Rutherford bu konuda çalışmaya başladılar ve X Işını'nın gazlar içinden geçerken çok sayıda artı ve eksi elektrik yüklü parçacık ortaya çıkmasına, yani iyonlaşmaya yol açtığını, bu parçacıkları yeniden birleştirerek nötr atomlar oluşturduğunu buldular. Rutherford ayrıca bu iyonların hızını ve birbirleriyle birleşerek yeniden gaz molekülleri oluşturma süresini belirlemeye yönelik bir yöntem geliştirdi. İyonlaşma gücü yüksek olan ama kolaylıkla soğurulabilen ışın türünü alfa ışınları, daha az iyonlaşmaya yol açan, ama girim gücü daha yüksek olan ışınları da beta ışınları olarak adlandırdı.



19. yüzyılın sonuna gelinirken pek çok bilim adamı artık fizikte gerçekleştirilecek bir yenilik kalmadığı kanısındaydı. Ama Rutherford üç yıl gibi kısa bir süre içinde tümüyle yeni bir fizik dalı ortaya çıkardı: Radyoaktiflik. Radyoaktifliğin bir elementin atomlarının başka bir elementin atomlarına kendiliğinden dönüşme süreci olduğu sonucuna vardı. Maddenin değişmezliği kavramına sıkı sıkıya bağlı birçok bilim adamı bu görüşe karşı çıkacak, ama Rutherford'un görüşlerinin doğruluğu kısa sürede anlaşılacaktı.



Bu büyük başarı üzerine Rutherford 1903'te Royal Society üyeliğine seçildi. Ertesi yıl aynı kurumun üstün başarılı bilim adamlarına verdiği özel bir ödül olan Rumford Madalyası ile ödüllendirildi. Alfa ışınlarının elektrik ve magnetik alanlarda sapmaya uğradığını 1903'te belirleyen Rutherford, sapmanın yönünü inceleyerek, bu ışınların artı elektrik yüklü parçacıklardan oluştuğu sonucuna vardı. Ayrıca bu parçacıkların hızını ve elektrik yükü/kütle oranını ölçmeyi başardı.



Rutherford'un 1911'de geliştirdiği "Atom Modeli" onun bilime en büyük katkısıdır. Alfa parçacıklarının ince metal levhalardan geçişini inceleyen Rutherford, alfa parçacığı artı yüklü olduğundan, levhadan geçişi sırasında metal atomlarındaki artı yüklerin banal etkisiyle sapmaya uğrayacağını, ama parçacığın kütlesi çok büyük olduğu için, bu sapmaların çok küçük olacağını düşünüyordu. Yapılan deneylerde alfa parçacıklarının gerçekten de genel olarak çok küçük sapmalar gösterdiği(%90 oranında), ama arada büyük açılarla sapan parçacıklarında bulunduğu, hatta bazen bir parçacığın hareket yönünü değiştirip geriye döndüğü gözlendi. Böylesine büyük kütleli alfa parçacığını bu kadar saptırabilmesi için atomdaki bütün artı yüklerin ve kütlenin çok küçük bir hacme yoğunlaşmış olması gerekiyordu.Buna dayanarak atomun boşluklu bir yapıdan oluştuğunu keşfetti.Rutherford'un bu görüşten yola çıkarak oluşturduğu model Rutherford Atom Modeli ya da Çekirdekli Atom Modeli olarak adlandırılır.



1908'de Nobel Kimya Ödülü' nü alan, 1914'te kendisine Baron unvanı verilen Rutherford, 1922'de Royal Society'nin en büyük ödülü olan Copley Madalyası' ile ödüllendirilmiştir. 1925'te ise bu kurumun başkanlığına seçilmiştir

İSTATİSTİK

Google Pagerank Powered by  MyPagerank.Net Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Toplist